flickr

10.09.11


Sınırlar. Her birey kendine ait, özel sınırlarını barındırır yaşamlarında. Bir anlamda, var olana sahip olmaktan da öte kendi limitlerini üretirler. Kendi açımdan bu sınırlar her zaman ezici bir üstünlükle boyunduruk olarak, yaşamımın vazgeçilmezleri arasında yerini aldı. Asla sınırlarımı yıkarak daha öteye, sınırlarımın uç noktalarını geçmeyi başaramadım. Yo hayır, hayal kurmadım diyemem. Sınırlarımın beni kısıtlamadığı sonsuzluğun uçlarında, bitmek bilmeyen, göz alıcı ışıklarla süslenmiş karanlık bir gece de, korkusuzca yol aldığımı hayal etmedim, düşlemedim diyemem. Doğrusunu ifade etmek gerekirse son dönemlerde aklımdan bir türlü çıkarıp atamadığım ana temalardan birisidir sınırlar. İçimde barındırdığıma inandığım, ya da aptalca umut ettiğim biçimsiz güç parçasına şekil vererek yararlı hale getirmeye uğraşıp dururum. Bazen öylesine faklı düşüncelerle aklım dolup taşıyor ki sorgulamalarım dahi mantık sınırları dışına taşıyor. Böylesine acınası bir hale gelmem bir bozukluğu mu ifade eder? Genel kanı o yönde ise ne yapmalı, içine kapanarak kendi benliğinin kuytu derinliklerinde bu duygu parçalarını boğmalı, yok etmeli midir? Düşüncesi bile ağır, ah acı. İçinde hapsolduğum bu dünyada kendi kaderimi çizmeye yetecek kadar bir üstünlüğe sahip değilsem ne yapmalıyım? Her türlü olumsuzluğu kabul etmeli, gözlerimi sımsıkı yumarak mutlu bir evlat taklidi mi yapmalıyım? Elbette ki hayır, en azından öyle olmamalı. Yaptığım, yapacaklarım bunlar olsa dahi kabul etmemeli, başkaldırmalıyım. Küçük de olsa, kişisel de olsa sorgulamalı, çıkış yollarını saptamalıyım. Kendi bedenimin bir tecrit hücresine dönüşebileceği kimin aklına gelebilirdi ki? Belki de çoğunluğa karşı gelmiş küçük bir azınlığa, bahşedilmişlere. Mutlu olmalıyım, sevinmeliyim öyle mi? Doğrulara, doğrularımıza oldukça yaklaşmış olmalıyım. Ama nedense doğrular, yalanlar kadar umut verici, mutluluk saçıcı kristal parçacıklarından yapılmış değiller. Heyhat belki de hayat bundan ibaret olmalı ki insanlığın tamamına yakını amansızca, yanlış sorgulamalara kendilerini kaptırmış bir şekilde yaşamlarının parmaklarının arasından kayıp gitmekte olmasına bu kadar tepkisizler. Tepkisizler ama sanırım bundan da mutlular.

Share this:

YAZAR HAKKINDA

Ceyron Louis

2010-14 yılları arasında Mersin Üniversitesi Gazetecilik Bölümü'nde okudu. Bölümününden birincilik, fakültesinden ise ikincilik derecesi ile mezun oldu. Akademik çalışmalar, yazarlık, fotoğrafçılık ve grafikerliğe dair ürettiği ürünler ile eleştirel akla katkılarını sunmaya devam etmektedir.

    Blogger Comment
    Facebook Comment

0 yorum :

Yorum Gönder