flickr

10.09.11


Çevremdeki insanların küçük, istemsiz hareketlerinden dahi rahat bir şekilde, zihinlerinde o an için hangi amansız düşünceler ile mücadele ettiklerinin farkına varabildiğime inanırdım. Bir anlamda, belki saçma, ama yine de onlarla birlikte anlık düşüncelerine ortak olduğuma inanırdım. Asla tam bir mükemmelliğe ulaştırabildiğimi iddia edemem bu armağanı. Ama yine de bazen düşünmüyor da değilim; başka insanların düşüncelerine ortak oluyor olmam ve onları iyi ya da kötü, güzel ya da çirkin bir şekilde değerlendiriyor olmam ne anlama geliyor? Onları ve düşüncelerini yargılamıyor olduğumu iddia edemem. Yo, hayır bu düpedüz doğruyu sömürmek olacaktır. Öylemi dersiniz? Belki de, bilemiyorum. Bir ihtimal yargılıyor da hüküm giydirmiyor, onları cezalandırmıyor olabilirim... Ayıplıyor veya takdir ediyor muyum derseniz? Her zaman. Elimden gelenin en kaçınılmaz hali ile. Kendimi avutuyor olabilir miyim acaba? Belki de… Ama aslında değinmek istediğim konu bunlardan ibaret değil tabi ki. Daha fazla kişisel, daha fazla sezgisel. Kibir, dedikodu, sorumsuzluk, hakaret, aşağılama ve daha niceleri… Her gün, her saat, her an karşımdakinin düşüncelerine odaklanmış halde geçen bir yaşam. Ne kadar da acınası geliyor aslında. Acınası veya muhteşem, sorgulamalar ve yargılamalar arasında geçen bir yaşam, ah nede mükemmel denilebilir. İnsanların benliklerinin bir parçası haline gelmiş bütün bu yersiz ve gereksiz düşünce parçalarını yargılamak ve hükmetmemek. Edememek... İnsanları yargılarken belki de kaçırdığım en temel nokta aslında bütün bu düşünceleri belki daha iyi, belki de en karanlık kabuslardan da öte bir halde kendi bünyemde de barındırıyor olmam. Yaptığım temel hata belki de budur? Olabilir mi, olmaması için herhangi bir sebep, mantıklı kaçamak yolları göremiyorum. Aramaktan kendimi alamasam da bulmak ne mümkün! Elbette öyle olmalı: Başka insanları; düşünceleri ile yargılarken kendi yaptığımın da bir anlamda onlarla aynı saçmalıklara ortak olmak olduğunun farkındalığı. Ne düşünceleri okumak ne de mutlak doğruya ulaşmaya çalışmak. Beni diğerlerinden üstün kılacak bir ayrım mevcut ise şüphesiz Kİ bu olmalı. Farkındalık! Ne olduğunun, neyi engellemeye uğraştığının, içinde bir yerler de demir parmaklı hücrelere hapsettiğinin, neyi kilit altına aldığının farkındalığı. Evet çıkarılması gereken sonuç bu. Bu olmalı, olmalı ki daha fazla yanılgıya yer vermemeli varlık…

Share this:

YAZAR HAKKINDA

Ceyron Louis

2010-14 yılları arasında Mersin Üniversitesi Gazetecilik Bölümü'nde okudu. Bölümününden birincilik, fakültesinden ise ikincilik derecesi ile mezun oldu. Akademik çalışmalar, yazarlık, fotoğrafçılık ve grafikerliğe dair ürettiği ürünler ile eleştirel akla katkılarını sunmaya devam etmektedir.

    Blogger Comment
    Facebook Comment

0 yorum :

Yorum Gönder