flickr

11.09.11


İnsanlar farklı farklıdır derler. Belki öyle, belki de değil. Şahsi kanaatim; küçük de olsa benzerliklerin olmasına rağmen, farklı bireylerin kişilikleri arasında tam bir uyuşma olmadığı yönündedir. Uzun arayışlarım sırasında, beni ben yapan, beni benzersiz kişi kılan kişilik algıma, sarsılmaz bir gerçeklik inancıyla, tam bir benzerlik gösteren kişi ile henüz karşılaşma ayrıcalığına nail olamadım. Karşılaşmam da mümkün değil gibi duruyor. Ama, eklemeliyim, ama demeliyim burada! Biliyorum ki kesinliklerin benzersiz bütünlüğünün bu evreni terk edişi çok daha eskilere dayanmaktadır. İnsanları gözlemlerken fark ettiğim bazı olgular daima zihnimin uçlarında dolaşır. Ne zaman; ruh, kişilik, benlik artık ne şekilde adlandırılıyor ise kişileri bir diğerinden ayıran olgu üzerine düşünmeye başlasam; birden zihnimin derinlerinden yüzeye doğru savruluveriyor bu tema. Merak ediyor insan; çocukların seçme şansları oldu mu? Kim olabileceklerine karar verme, hayatlarında ne yönde atılımlar gerçekleştirebilmeyi istediklerine, acaba önem verildi mi diye? Sanmıyorum, ihtimal vermiyorum demeliyim belki de. Öyleyse bir insanı kısacık yaşamların da yaptıkları, işledikleri suçlar sebebi ile yargılamak, hüküm giydirebilmek bu kadar kolay ve yüzeysel olabilir mi? Asla, olmamalı, akla dahi getirilmemelidir. Elbette konuya bu yönden bakılacak olursa, bu şekilde bağırışlar yükselecektir. Heyhat, her birimiz insanlığımızın armağanı ve aynı zamanda laneti olan ortak zayıflıklara sahibiz. Daima en kolay yolu seçmeli, karanlık sular da ender balıkların peşinde, engin dalgalara karşı kulaç atarak kendimizi yormamalıyız. Asla temel yanlışlıklara odaklanmamalı, gerekenleri sorgulamaya gayret göstermemeliyiz ki ırkımıza olan bağlılığımız sorgulanmasın. Sonuçta değişen herhangi bir şey olmayacaktır, ne önemi var ki diyor insan... Düşünmeden edemiyorum; bir çocuğun doğumundan sonra yakın ilişkiler içine girdiği bireylerin hareketlerinden etkilenerek kendi öz benliklerini yarattığına, kendi kişilik algılarını kurduklarını, aklımdan atamıyorum. Öyle olmalı, en azından ben böyle düşünüyorum. Çocuklar bu sefil yaşama gözlerini açtıkları andan itibaren çevrelerindekileri gözlemler ve her hareketlerini bir anlamda kopyalama işlemine tabi tutarak kendi öz benliklerini yaratırlar. Düşünün bir. Günde kaç kişi ile karşılaşıyor, her gün farklı farklı insanları takip ederek farklı hareketleri, sözlerini algılayıp, kopyalayarak belleğinize kaydediyorsunuz. Sizi siz yapan o benzersiz kopyalama işlemi aslında! Milyonlarca farklı insandan gelen farklı kodlamalar ve ortaya çıkan, benzersiz olduğuna inanılan hareketler karmaşası. İnsanlık zayıftır. Algılayamadığı, açıklayamadığı ve bu sebeple ondan korktuğu nice olguda olduğu gibi bu konuda da geri kalmışlığının esiri olarak bunları aile bireylerine çekmek olarak tanımlarlar. Aslında kelimenin temelde ifade ettiği nokta, ele alınışı teknik anlamda doğru bir yaklaşımı ifade etse de anlam olarak oldukça uzak bir ihtimal. Ama yine de diğer yandan, bunları ifade eden benim, benliğimin dahi kopyalanmış bir benzerlik olması? Yani bütün bunlar, bütün bu boş sözler belki de biraz da sizlerin, bu yazıyı okuyanların yardımıyla ortaya çıkarılmış saçmalıklar olabileceği gerçekliğidir. Asla beni yalanlamayın, denemeyin dahi. Çünkü yalanladığınız sadece kendiniz olacaksınızdır. İnsanın kendi kendini sorgulayamaya başlaması, içinde bulunduğumuz acı durumdan çıkış için bir umut ışığı olabilir. Zayıf da olsa bu da bir ihtimal öyle değil mi? Evet, elbette öyle olmalı. Olmalı ki her ne kadar zayıflamış olsa da umut ışığını, ışığımızı, yanar halde muhafaza edebilelim. Edelim ki yarınlardan korksak da, değişebileceğimize inanabilelim.

Share this:

YAZAR HAKKINDA

Ceyron Louis

2010-14 yılları arasında Mersin Üniversitesi Gazetecilik Bölümü'nde okudu. Bölümününden birincilik, fakültesinden ise ikincilik derecesi ile mezun oldu. Akademik çalışmalar, yazarlık, fotoğrafçılık ve grafikerliğe dair ürettiği ürünler ile eleştirel akla katkılarını sunmaya devam etmektedir.

    Blogger Comment
    Facebook Comment

0 yorum :

Yorum Gönder