flickr

12.09.11


Rüyalar, rüyalar… İnsanların gerçek anlamda dahiliklerini konuşturdukları, sınırların milyonlarca toz parçacığı halini aldığı, kuralsız, ütopik evrenler. Asla neden rüya görürüz diye sormayız öyle değil mi? Yalnızca deneyimler, belki hatırlar belki de üç saniyelik bir maceranın sürpüntüleri olarak benliğimizin derinliklerine doğra sürükler, hapsederiz onları. Ama atladığımız öylesine bir nokta vardır ki insanlığımızın en büyük sorunlarından, zayıflıklarından biridir artık. Unuturuz ki onlar daima varlıklarını gizli bir şekilde, bilinçaltı denilen uçsuz bucaksız odacıklarda, hapsedilmişlerin ayrıcalıklarına sahip bir şekilde sürekliliklerini korurlar. Ah yanılgılar, zayıflıklar. Varlığımızı korumak, bütünlüğümüzün ağırlığı altında ezilmek ne denli kolay geliyor. Rüyalarımız asla benzer olmaz, her biri kendi içerisin de yalnızlıklarını, yaşama olan haykırışlarını, sitemlerini barındırırlar. Yalnız bir rüya. Ne de büyük bir dünya olmalı, ne kadar da acınası. Dünyevi yaşamın bize bahşetmiş olduğu görgüleri; bilinçaltımızda, kalbimiz damarlarımıza kan pompalamayı sürdürdüğü müddetçe birleştirerek ya da parçalayarak her uyku sürecinde, yeni evrenler yaratarak kendimizi kısacık bir sürede olsa tanrının kontrolünden koparır, özgürlüğün tadına bakar ve daha fazlası için umutlanırız. Benzersizliklerin doğası gereğidir belki veya tam tersine birbirine geçmiş günlük algıların sonucu oluşan bu evrenlerde yaşadıklarımız, yaşayacaklarımızın bir imgesi olarak algılanır insanlık tarafından. Ah, ne de büyük bir yanılgı. Bütün bunlar saçma, eski kafalı yaşlıların inanışlarından da ibaret olmaktan çıkmakta günümüzde. İnsanlar; belki de çok yetkin, birçok konuda uzmanlıklarını kanıtlamış olan dahiyane zekalar dahi inanırlar bu duruma. Onlar dahi rüyalarında sahip oldukları veya kaybettiklerini, yıldıkları amansızlıkları gerçek dünyalarına açılan arka bir patika olarak yorumlarlar. Asla anlamazlar ki bütün bunlar olmuş olanların izlerini taşıyan benzersizlerin bütünlüğüdür. Bilemezler ki her gece; bilinçaltlarında kurguladıkları bu dünyalar insan olmanın belki de yegane özenilecek tarafıdır. Biliriz ki bu dünyaları biz kurmuşuzdur. Evrenin yöneticileri olarak; soluduğumuz havanın, sahip olduğumuz bedenlerin gerçek yaratıcıları bizlerizdir. Efendiler bizler, yalnızca bizlerizdir! Kurallar, sınırlamalar, öteli dünyalara ulaştırdığına inanılacak sefalet yollarının olmadığı benzersizlik abideleri. Ah, ne de büyük evrenler, aynı zamanda gerçekliğe oranla nede küçük zaferler.

Share this:

YAZAR HAKKINDA

Ceyron Louis

2010-14 yılları arasında Mersin Üniversitesi Gazetecilik Bölümü'nde okudu. Bölümününden birincilik, fakültesinden ise ikincilik derecesi ile mezun oldu. Akademik çalışmalar, yazarlık, fotoğrafçılık ve grafikerliğe dair ürettiği ürünler ile eleştirel akla katkılarını sunmaya devam etmektedir.

    Blogger Comment
    Facebook Comment

0 yorum :

Yorum Gönder