flickr

14.09.11


İnançlar. Her birey, her zaman acınası hayatlarının son anlarına kadar inanma dürtüsüyle yaşarlar. Bir keresinde bana söylenen bir söz vardı. Başlar da inanmadığım, önemsemediğim aslında daha da önemlisi anlamını kavrayamadığım birkaç kelam. Demişlerdi ki: "İnancını yitirmiş insan kaybolmuş insandır." Ah nede yanılmışım, inanamamakla, algılayamamakla ne de büyük bir aptallığın cehaletine kapılmışım. Başlarda ciddiye almadığım bu söz, ne de anlamlı gelmekte son zamanlarda. İnsanlar; korktuklarında sığınacakları bir liman, bir koruyucu, bir ilahları olması için herhangi bir kavrama soyut anlamlar yükleyerek onları inanç tabuları haline getirirler. Ben de onlardan birisiydim. Birisiydim diyorum çünkü son zamanlarda derin ormanlıklarda, yolunu yitirmiş bir kaşifin sarhoşluğuyla hayat denilen acımasızlığa tutunmaya uğraşıyor, uğraşıyor ama her zamanki gibi kaybediyorum. Yolum, amaçlarım, varış noktam... Asla sere serpe, aydınlık bir şekilde önüme serilmedi. Ama aynı zamanda asla şimdi olduğu kadar da karanlıkta bırakılmamıştı. Neler değişiyor? Nereye, hangi bilinmezliğe doğru yol alıyorum, artık bilemiyorum. Sorguluyor, araştırıyor hiç olmazsa farklılığımı, değişkenliğimi kabullenebiliyorum. Ama kabullenemediğim yegane şey var ki; sonunu bilemediğim, varış noktasını göremediğim bu engebeli yolun bana getireceklerini kestirememek. Kendi yolumdaki tümseklerde gizli çakıllar ile kum parçacıklarını ayırt edememek. Seçmek, ayıklamak, belki de kazanmak. Zaferlerle de bu mücadele anlarını süslemek. Evet, elbette istediklerim bunlar olmalı. Olabilir mi, yeterli mi? Ah keşke buna da evet diyebilseydim. Her şeyin bu şekilde mükemmel olabileceğine inanabilseydim. İşte temel sorun da bu belki de. Kim bilir, benim olmadığım kesin. İnanmalıyım, daha üstün güçler tarafından bana bahşedileceklerin, taleplerimin karşılanacağı bir psişik güçler odağının olduğuna inanmalıyım ki yolum az da olsa ışıklansın. Işıklansın ki büyük bir kaşifin hazin sonu, sıradanlıkların acizliğinden üstün olsun. Öyle olmalı, elbette. Kaşifin keşfetmesi, üstünlerin hükmetmesi, güçlülerinse bahşetmesi gerekir. Affetmesi değil de, bahşetmesi! Eşitini yaratması gerekir. Denklik olmalı ki asla kontrol edilen olmasın. Olmasın ki benim gibi nice kaybolmuşlar da gözlerini sonsuz karanlıklara çevirmesin.

Share this:

YAZAR HAKKINDA

Ceyron Louis

2010-14 yılları arasında Mersin Üniversitesi Gazetecilik Bölümü'nde okudu. Bölümününden birincilik, fakültesinden ise ikincilik derecesi ile mezun oldu. Akademik çalışmalar, yazarlık, fotoğrafçılık ve grafikerliğe dair ürettiği ürünler ile eleştirel akla katkılarını sunmaya devam etmektedir.

    Blogger Comment
    Facebook Comment

0 yorum :

Yorum Gönder