flickr

16.09.11


İnsanları birbirine bağlayan, bir diğerini, bir ötekine bağımlı kılan olgu nedir? Hiç düşünür müyüz, hiç aklımıza getirir miyiz acaba? Şu kısacık, acınası hayatlarımızda acaba diyebilme fedakarlığını bir kere dahi olsa gösterebilmiş miyizdir? Heyhat birçok bilinmezlikte olduğu gibi, hayatın bu kısmında da şans yüzüme gülme inceliğini bana göstermedi. Düşünün, bir kerecik de olsa, hayal edin. Bir kız çocuğun babasına, bir erkek çocuğun annesine duyduğu bağlılık duygusu, sevgi, ihtiyaç artık her ne ilginç olgu ise onu gerçek kılan insanlık özelliği, ayrıcalığı tam olarak nedir? Düşünün, hayatınızın yüzde doksanında işe yaramayan, süs niyetine taşınan beyinlerinizi bir saniyecik de olsa özgür bırakın ve bana yardımcı olun. Maddeler dünyasından, gerçekliklerin katı evreninden zihinlerinizi kopararak sonsuzlukların hüküm sürdüğü bambaşka bir yaşama göz atmayı deneyin. Deneyelim, bakalım nelerin farkına varabileceğiz. Sınırlarımızı ne kadar zorlayabilecek, öğrenmemizin istenmediği sırların ne kadarına vakıf olabileceğiz. Ben dahi, bir evlat olarak aileme duyduğum bu bağlılığı açıklamakta güçlük çekiyorum. Ne zaman düşünmeyi seçsem, dayanılması güç bir acıyla zihnim kavruluyor. Belleğim kendini koruma içgüdüsü ile harekete geçiyor, deniyor ve yine, yeniden bu da farksız, başlamadan biten bir son olarak zihnime kazınıveriyor. Asla ilerleyemiyorum. Varmak istediğim noktalara ulaşmam ne mümkün! Ama yine de çevremde gördüklerim, tanık olduklarım bu konuda biraz da olsa bilgili olmamı sağlamakta şanslı kılıyor beni. Ben duyumsamalarımı irdelerken gelin sizde hayal gücünüzü konuşturun, zihninizi bir kereye mahsus da olsa serbest bırakın. Bakın göreceksiniz, hiçbir şey eskisi kadar mutluluk verici olamayacak. Olmayacak belki de ama derin bir uykudan uyanmışçasına, yıllardır emrinde bulunduğunuz demir prangalarınızdan kurtulacak ve belki de hafiflemiş hissedebileceksiniz. Deneyelim, görelim. Yaşlılık; hayatın, yaşamımızın bizlere hazırladığı büyük finalinden önceki son dönemeci. Vücudun zayıflaması, iş göremez bir hale gelişinizin kaçınılmazlığı. Hayal edin ki babanız veya anneniz yaşlanmış bir halde, yardıma muhtaç, eriyip yokluğa, güçsüzlüğe doğru gün be gün kayan bir insan bedenine hapsolduğunu acı da olsa gözlerinizin önüne getirin. Öyle ki ona baktığınız da dahi ürker hale geldiniz. Sorarım sizlere, acaba kaçımız yapmamız gerekenleri yapar da eski günlerde olduğu gibi hissedebilmek için o bağlılık duygusunu yaşatabilmeyi başarabiliriz? Yapabilir miyiz? Yoksa her şeyin kendiliğinden yok olduğuna kanaat getirerek, arkamızı döner ve bir zamanlar en değerli olan varlıklarımızı acınası yalnızlıklarına terk ederek, kendimizi mi avuturuz? Bilemiyorum, anlam veremiyor, kabullenemiyorum. Böyle olmamalı. Mantıklı bir açıklaması yok belki de. Ama bir ihtimal var ki gerçeklerden de öte bir acı. O yaşlı, acı dolu çehrelere gözlerimizi diktiğimizde gördüklerimizin geleceklerimiz, ilerleyen yıllarda yaşamın kaçınılmazlıklarının bizleri de yakalamasına olan korkularımızdan mıdır gerisin geriye bakan? Ne dersiniz, olabilir mi? Bu kadar rezil varlıklar olabilir mi insanlar? Olabilir belki de, neden olmasın? Her gün yaşanıyor, yaşanmaya da devam ediyor ya... Heyhat benim dahi yaşamayacağım, yanlış patikaya sapmayacağımı kim iddia edebilir ki? Korkuyorum... Belki de hayatımda ilk kez kendim dışında birileri için korkabiliyor, onlara acıyabiliyorum. Ah, sorular sorular... Cevaplanmayan, cevaplanması mümkün olmayan daha niceleri. Artık bir yük, kaldıramadığım, kesip atamadığım acı bir yük.

Share this:

YAZAR HAKKINDA

Ceyron Louis

2010-14 yılları arasında Mersin Üniversitesi Gazetecilik Bölümü'nde okudu. Bölümününden birincilik, fakültesinden ise ikincilik derecesi ile mezun oldu. Akademik çalışmalar, yazarlık, fotoğrafçılık ve grafikerliğe dair ürettiği ürünler ile eleştirel akla katkılarını sunmaya devam etmektedir.

    Blogger Comment
    Facebook Comment

0 yorum :

Yorum Gönder