flickr

17.09.11


Her anımı olduğum kişiden daha fazlası olabilmek, kendimi yapamayacağımın düşünüldüğü imkansızlıkları başarmaya adayarak geçirdim. Geçiriyorum da... Halen kendisini çevresindekilere ispatlamaya çalışan aptal bir çocuktan fazlası olamıyorum, aslında olamıyoruz bir yerde. Kimse olamıyor ki! Çevremdekiler, tüm insanlar bir şeyleri ispatlama, takdir edilme, beğenilme uğraşı içerisindeler. Bu uğurda hayat denilen kısa döngüler yaratıyor, kendi bedenlerini feda edebiliyor, yaşayıp hayatın tozlarına yavaş yavaş savrulup gidebiliyorlar. Uğraşmıyor değilim. Çaba gösteriyor ama yardım alamıyorum... Zorlanıyor olsam da vazgeçemiyorum bir türlü. Emin değilim. Daha iyi miyim; yoksa daha da acınası bir halde miyim artık karar veremiyorum. Yıldızların göz kırpmalarını, yaşamın tozlarının ahenklerine tanık olmaya artık dayanamıyorum, katlanamıyorum. Biliyorum ki bunlarda sonsuzluğumun, yaşamımın birer gerçekliği. Biliyorum ki bunlarda birer lanet. Asla vazgeçmeyi kabullenemiyorum. Sınırda bir ileri, iki geri, gidip geliyorum. Düşmemek için, vazgeçmemek için çabalamaktan yorgun düşüyorum. Her anım her saniyem birer mücadele halini almış, büyük bir maratoncasına geçip gidiyor... Yavaş yavaş zamanın ellerimin arasından kayıp gittiğini algılayabiliyorum. Biliyorum ki boşuna. Bütün bunlar, bütün bu çabalar koca bir hiç uğruna. Ama umut, aptallıkla beslenen umutlar. Umuyorum ki zamanım sona ermeden değişimi gerçekleştirebilecek, hataların bir kısmı da olsa tamir edilebilecektir. Bir değişim, bir müjde tek ihtiyacım bu olmalı! Evet, öyle olmalı. Olmalı ki değişebilmeli, hataları düzeltebilmeli, yaşayabilmeli. Bir toz parçasından oluşmuş olsam dahi biliyorum ki daha fazla mükemmellikleri kucaklayabilir, yeni yollar çizebilirim. Ama yine de emin olamıyorum, yolun sonunun karanlığından zevk alır hale gelmem? Son oyun, büyük final! Benim için artık pekte uzak gibi durmuyor. Korkmuyorum demeliydim. Korkusuzca, cesurca sonsuzluğa doğru yavaş adımlarla ilerleyebiliyorum diyebilmeliyim. Ama heyhat korku, acınası bir insanlık illeti. Geri de kalanların acısı, sancısı öyle kavurucu ki. İnanması, kabullenebilmesi imkansız bir yakarış. Son, belki de büyük bir başlangıçtır; bilemiyorum, emin olamıyorum. Ama yine de kesin olan bir şey var ki artık oda çok uzakta olmadığı. Hissedebiliyorum. Değişimi, zamanın, yaşamın tozlarının beni sarmalamasını görebiliyorum. Perde aralanmakta, sonsuz çukurların cazibesi, uçsuz yeşilliklerde uçuşan kanatların hışırtıları bana seslenmekte.

Share this:

YAZAR HAKKINDA

Ceyron Louis

2010-14 yılları arasında Mersin Üniversitesi Gazetecilik Bölümü'nde okudu. Bölümününden birincilik, fakültesinden ise ikincilik derecesi ile mezun oldu. Akademik çalışmalar, yazarlık, fotoğrafçılık ve grafikerliğe dair ürettiği ürünler ile eleştirel akla katkılarını sunmaya devam etmektedir.

    Blogger Comment
    Facebook Comment

0 yorum :

Yorum Gönder